DENTPLUS

BLOG



lamine_dis_tedavisi_bursa.jpg
10/May/2016

Porselen Laminate Venerler

Yaprak porselen olarak bilinen laminate venerler, son 15 yılda diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Porselen çok ince bir tabaka halinde hazırlandığından ışığı geçirmesi ve yansıtması doğal dişe çok yakındır ve bu özelliği sayesinde mükemmel estetik sağlar. Dişlerin çok fazla kesilmesine gerek kalmadan estetik ve periodontal uyum mükemmel bir şekilde sağlandığından doğal görünüm çok rahat bir şekilde yakalanmaktadır.

Laminate Veneer Kimlere Uygulanır ?

  • Dişlerin formundan memnun olmayanlara,
  • Ön bölgedeki diş renkleşmelerinde, renkleşmelerin tedavisi için uygulanan beyazlatma işlemlerinden sonuç alınamadığında,
  • Dişleri aralıklı olanlarda,
  • Ön dişlerde büyük dolguları bulunan ve çürüğün dolgu ile doldurulması sonucu estetik görünümden yoksun durumlarda,
  • Ön dişleri kırık veya aşınmış olan kişilerde,
  • Kalıtsal yapı bozukluklarında,
  • Çapraşık ve eğri dişlerin düzeltilmesinde (ortodontik tedavi alternatifi olarak) uygulanır.

Laminate Venerler Nasıl Uygulanır ?

lamine_disTedavi öncesinde bazı hazırlıkların yapılması gerekir. Öncelikle; dişetlerinin sağlıklı olması şarttır. Eğer dişeti sağlığı yerinde değilse hastaya bir takım işlemler uygulanır. Ayrıca dişetlerinde şekil bozukluğu ve seviye farkı varsa bu bozukluk lazerler veya konvasiyonel yöntemlerle düzeltilir. Dişeti sağlığı yerine geldikten sonra, hastalar için en uygun olacak gülüş tasarımı yapılır. Bu işlem için hastadan ölçü alınarak hastaya mo cup denilen dişlerin formunun ve boyunun nasıl olacağını gösteren bir ön prova yapılır. Hasta; bu aşamada dişlerin ağızda uyumunun ve estetiğinin nasıl görüneceğine dair bir ön fikir edinir. Eğer ilk aşamada estetik, yeterli bulunursa lokal anestezi uygulanıp dişler uyuşturulur. Dişlerin sadece ön yüzlerinde çok ince bir tabaka kaldırılır ve basamak oluşturulur. Böylelikle porselen laminaların hazırlanacağı asıl ölçü alınır. Laboratuarda özel seramik malzemeden dişinize yapıştırılacak olan yaprak hazırlanır. Son olarak da hazırlanan porselen yaprakçık dişinize özel bir rezinle (yapıştırıcı bir ara madde) yapıştırılır.


dis_cekimi.jpg
29/Nis/2015

Diş Çekimi:

Koruyucu tedavi yöntemlerine yanıt veremeyen, çürük ve enfeksiyon yani iltihap gibi nedenlerden dolayı dolgu veya kanal tedavisi uygulamalarıyla kurtarılamayan dişlerin, en son çözüm olarak ağızdan çıkartılmasıdır.

Dişlerin çekilmesi halinde dikkat edilmesi gerekenler:

Diş Çekimi Öncesi:

  • Eğer genel sağlık durumunuzda bir problem varsa; mesela kalp rahatsızlığı, şeker, yüksek tansiyon gibi kullanılan ilaçların mutlaka hekime bildirmek ve bilgilendirmek gerekmektedir.  Ayrıca hamile olan ya da hamile kalmayı planlayan kadınların da diş hekimlerini bu konuda uyarmaları ve bilgi vermeleri çok önemli bir unsurdur.
  • Diş çekiminden önce dişlerinizi fırçalamalı ve ağzınızı antiseptik yani mikrop öldürücü bir gargara ile çalkalamalısınız. Bu işlem, çekim sonrasında meydana gelebilecek iltihaplanmaları yüksek oranda azaltacaktır.

Diş Çekimi Sonrası:

  • Ağzımızı en az yarım saat süreyle çalkalamamalıyız. Ağzın çalkalanması çekimden sonra iyileşmeyi sağlayacak olan kan pıhtısının oluşumunu engeller ve çekim yarasının iyileşmesinin gecikmesine sebep olabilir.
  • Diş çekimi sonrası diş hekiminizin yerleştirdiği tamponu 15-20 dakika kadar sıkıca ısırmanız gerekir ve mutlaka normal yutkunmanızı yapınız. Tükürüğü ağızda biriktirmek ve sürekli olarak tükürmek kan pıhtısının oluşmasını engeller ve kanamanın devam etmesine sebebiyet verir.
  • Diş çekimi sonrasında sızıntı şeklinde kanamanız olabilir. Bu kanama 6-24 saat arasında bir süre devam edebilir. Kanın tükürüğünüzü boyama özelliği çok fazladır. Bu sebepten ötürü kanamanızın çok olduğunu düşünüp paniğe kapılabilirsiniz, sakin olmakta fayda var. Eğer endişelenirseniz diş hekiminize mutlaka danışmalısınız.
  • Diş çekimi sonrasında ağrı hissedebilirsiniz. Asprin dışında herhangi bir ağrı kesici kullanabilirsiniz. Uyuşukluğunuzun geçtiğini hissettiğinizde ağrı en yüksek değerine ulaşabilir. Bu normal bir durumdur. Merak edilecek bir durum değildir.
  • Dişler çene kemiğine bağlı olduğundan çekim sonrasında kemik ortaya çıkar. Bu sizin çekilen dişten parça kaldığını düşünmenize ihtimal doğurur.  Bu bölgeye dilinizi ya da herhangi başka birşeyi değdirmeyiniz. Açık kemiğin üzeri birkaç gün içerisinde diş etiniz ile örtülecektir. Çekim bölgenizde tahrişe neden olacak sıcak acılı yiyeceklerden kaçınınız. Çekim sonrasında 24 saat sigara içilmesi ve alkol alınması sağlığınızı aksi yönde tehdit ediyordur.
  •  Mümkünse çekimden sonra araç kullanmayınız. Diş çekiminden sonra başınızın altına yüksek bir yastık koyup yatarak dinleniniz. Sıcak banyo yapmanız da bu süreci daha rahat atlatmanıza yardımcı olur.
  • Ağzınızda ki uyuşukluk geçinceye kadar bir şey yememelisiniz. Farkında olmadan uyuşuk olan bölgeleri zedeleyebilirsiniz.
  • Diş çekiminden 24 saat sonra normal ağız bakım uygulamalarına devam edebilirsiniz.
  •  Yüzünüzde şişme, ağrı, 24 saati geçen kanama, ağızda kötü bir tad ve koku hissi olduğu takdirde vakit kaybetmeden diş hekiminizi aramanızda fayda olacaktır.

Dişinize cerrahi bir operasyon yapıldıysa veya çekimden sonra dikiş atıldıysa bir hafta sonrasına kontrol randevusu alınız.


saglıklı_dişler.jpg
23/Eyl/2014

Sağlıkla gelen güzellik…

Günümüzde kişinin dişlerini doğal haliyle sağlıklı ve estetik bir şekilde muhafaza edebilmesi mümkündür. Bu durum, iyi bir ağız bakımı ve sonucunda elde edilen  iyi ağız hijyeni, çürüğe karşı koruyucu bir önlem olarak florlu macunlar ve ağız gargaralarının kullanımı ve gelişmiş restoratif materyal ve teknikler aracılığıyla sağlıksız dişlerin doğala en yakın şekilde restorasyonu ile elde edilir.

Rutin diş hekimi muayenesi ülkemizde çok yaygın değildir. Bu sebeple erken dönemde teşhis edilemeyen bir çok ufak problem büyüyerek çözümü zor ya da imkansız hale gelmektedir. Estetik beklenti ile kişinin bir diş hekimine başvurmasıyla hekim bir çok problemi teşhis edip tedavi sürecine başlatabilir.

Dişhekimine bir diş ağrısı ya da şişmiş bir yüz gibi acil bir durum nedeniyle gidildiği dönemler çok eski değildir. Dişhekimi ziyaretleri sadece gereklilik nedeniyle gerçekleştirilmekte idi. Çoğunlukla bu ziyaretler sonrasındaki işlemler büyük restoratif çözümleri içeriyordu. Bunun aksine, dişhekimliğinde ki son gelişmeler bu ziyaretleri “isteğe bağlı” tedavilere dönüştürmüştür.

Estetik beklentiler, eskiden çok korkulan diş hekimi koltuğuna oturmayı, daha kabul edilebilir hale getirmiştir. Estetik dişhekimliği, birçok dişhekimi ve hasta için tamamen yeni bir dünya yaratmış ve yüzlerce, binlerce insanın yaşamını olumlu yönde etkilemiştir. Daha estetik ve güzel gülüşler birçok insanın psikolojisini ve sosyal yaşam kalitesini yükseltir. Benzer şekilde, günümüzde dişhekimliğinin; ağrı ve şişlik ile karakterize olan korkutucu imajı, az da olsa güzel gülümsemeler ve neşeli gülüşlerle gelişmiş ve estetik bir algılamaya dönüşmüştür.

Geçtiğimiz on yıl içerisinde, dişhekimlerinin tedavi protokollerinin büyük bir kısmı daha da fazla oranda estetik dişhekimliği uygulamaları içerir hale gelmiştir. Diş tedavisi ihtiyacı duyan bireylerin büyük bir çoğunluğunun aslında estetik yönden güzelleşmek arzusunda olduğu tahmin edilmektedir. “Güzel” olmanın “iyi” ve “başarılı” bir birey imajı yarattığı estetiğe önem veren bir toplumda, bireyler dişlerini, dolayısıyla dış görünümlerini daha da güzelleştirmek için kaynak ayırmaya hazırdır. İstenen sonucu elde etmek için beyazlatma, kompozit ve porselen laminat venerler gibi rutin işlemler yeterli olabilecektir.

Teknolojik gelişmeler sayesinde günümüzde bir hastanın görünüm ve gülüşünü hem sağlık hem de fonksiyon açısından konservatif yöntemlerle daha da iyileştirmek ve güçlendirmek mümkündür.

Kısaca; estetik diş hekimliği kişiye sağlıklı ve fonksyonel bir ağız yapısını, kişinin ve çevresinin estetik beklentisine uygun şekilde vermektir. Estetik diş hekimliği yaklaşımı; mümkün olan en doğal görünümlü diş dizisini,en sağlıklı ve fonksiyonel şekilde kişiye sunmaktır.Bütün bu amaçlar, günümüz teknolojisi sayesinde kullanılan materyaller ve tekniklerde ki gelişmeler sayesinde, artık mümkündür.

Dr. Fuat Noyun

Çene Yüz Protez Uzmanı

 

 


prebiyotikveagizsaglığı.jpg
09/Tem/2014

İnsanlarda, en sık görülen enfeksiyonların bir bölümünü oral enfeksiyonlar oluşturur. Antimikrobiyal ilaç direnciyle ilgili artan global problemden dolayı, bu enfeksiyonların önlenmesinde alternatif yollar araştırılmaktadır. Zararsız bakterileri kullanarak patojen mikroorganizmaları ortadan kaldıran bakteriyoterapi, enfeksiyonlarla savaşmak için alternatif ve umut verici bir yöntemdir.

 Bu amaçla; probiyotikler mikrobiyal ekolojik değişim yaratarak dental hastalıklar dahil birçok enfeksiyon hastalığı önlemede kullanılmaya başlamıştır.

Başta; intestinal bakteriyal florayı dengeleyerek sağlığa yararlı olan bakterileri şeklinde tanımlanan probiyotikler, etki mekanizmalarında ki çeşitliliğin aydınlığa kavuşturulmasıyla uygun değerlerde alındığında dişe fayda sağlayan canlı mikrto organizmalar olarak tanımlanmaya başlamıştır. Doğal florada bulunan bu bakteriler, antimikrobiyal maddeler üreterek, asite ve safraya karşı koyarlar. İnsan sağlığına faydalı olabilmeleri için, intestinal geçiş boyunca canlı kalmaları ve intestinal mukozaya yapışmaları gerekmektedir.

Probiyotik olan bakterileri sağlığı etkilediği inanışı 20. Yüzyılın başlarına dayanmaktadır. 1907 Ukrayna doğumlu biyolojist Elie Metchnikoff, Bulgar halkının diğer uluslarda daha uzun yaşadığını rapor etmiş ve bunun sebebinin canlı bakteri içeren süt ürünleri alımı olduğunu bildirmiştir.

Yunanca ‘Yaşam İçin’; anlamına gelen probiyotik, antibiotik terimine zıt anlamına gelmektedir…

 Günümüzde probiyotikler, gastronomide başarıyla kullanılmaktadır. Aynı zamanda, alerjiyi de hafiflettiği bilinmektedir. Son deneysel çalışmaların sonuçlarında barsak bakterileri için yararlı etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Latik asit bakterilerinin; hayvan ve insanları kanser mikrobiyal enfeksiyonlara karşı koruduğuna dair raporlar bulunmaktadır.

Probiyotiklerin etkisi…

Probiyotiklerin etkilerine dair, çok çeşitli fikirler sürülmüştür. Bu mekanizma gastrointestinal çalışmalardan yola çıkmıştır. Ağız bölgesi; gastrointestinal sistemin ilk bölümünü oluşturduğu için, probiyotiklerin ağızda da daha etkili olabileceği düşünülebilir… Ancak bu konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

Probiyotik ürünleri dört gruba ayrılır…

1. İçecek ve yiyceceklere eklenen kültür konsantresi olarak (meyva suyu)

2. Prebiyotik liflere inoküle edilerek,

3. Süt ürünlerine inoküle edilerek (süt ve sütlü yiyecekler, yoğurt, ayran, peynir, kefir, bio içecek     gibi günlük ürünler)

4. Takviye tabletler

 

Probiyotik kullanımının kişiye yararları…

  1. Enfeksiyöz hastalılkara karşı direnç gelişimi,
  2. Laktoz intileransını azaltma
  3. Barsak enfeksiyonlarını, gastritis, vajinal ve ürogenital enfeksiyonları önleme,
  4. Kan basıncının redüksüyonu, hipertansiyonun düzenlenmesi
  5. Alerji ve solunumla ilgili enfeksiyonların redüksiyonu
  6. Kemoterapinin yan etkilerine karşı direnç gelişimi ve kolon kanseri riskinde azalma

Probiyotikler ve ağız sağlığı..

Probiyotik bakterilerin ağız sağlığı  rolü ve etkileri hakkında çok az çalışma vardır.

Dental plak ve tükürük değerine bakıldığında probiyotik sütün çocukların diş çürümesi ile ilgili konulardan koruduğu gözlenilmiştir.

 

Ağız sağlığını geliştirmek için probiyotik alımının ideal bir yolu da peynir olabilir. Peynirin, genelde dental sağlığıa pozitif etkisinin olduğu gösterilmiştir. Peynir; diş minesinin gücünü arttırdığını, çürüğü önlediğini ve tükürükte ki mikrop seviyesini düşürdüğünü göstermiştir.

Antibiyotiklerin çok fazla kullanımı ve antimikrobiyal direncin gelişmesi ile artan problemlerle savaşmada probiyatikler yakın gelecekte daha önemli bir role sahip olacaklardır. Probiyotikler ağız mikrobiyolojisi ve ağız hastalıkları alanında yeni ve ilginç bir araştırma alanıdır. Bu kavram ağız sağlığını da içeren sağlık ve beslenme arasında ki ilişikiye yeni bir ışık tutmuştur. Bu konuda yapılacak geniş kapsamlı araştırmalar probiyotiklerin insan sağlığı üzerine daha farklı yararlarını da ortaya koyacaktır.


28/Şub/2014

Dental implant uygulamaları total ve parsiyel dişsiz ağızların protetik tedavilerinde yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. Basarı oranlarının çoğu zaman yüksek olmasına rağmen komplikasyonlar, başarısızlıklar ve kayıplarla da karşılaşılabilmektedir. Bu kayıpların pek çoğu  periodontal hastalıklar (dişeti hastalıkları) ve hastanın yetersiz ağız bakımından kaynaklanmaktadır.

Günümüze kadar olan dönemde implantla iligili  dökümante edilmiş uzun süreli çalışmalarla klinik başarı oranının yüksek olduğunun ortaya konulması ile bu artışın hızla devam edeceği de görünen bir gerçekti rve implant tedavilerinin başarı oranı %90’larla ifade edilmektedir.Ancak bu rakam büyük bir oranı ifade etse de  / 10 luk bir başarısızlık da yatsınamaz bir rakamdır. İmplant tedavisi çoğu zaman birden fazla dişlerin eksik olduğu ağızlarda uygulanmaktadır. Bu noktada hastanın dişlerini neden kaybettiği çok büyük önem taşımaktadır. Hastalar çoğu zaman dişlerini periodontal hastalık sebebiyle kaybederler. Periodontal hastalığın başlıca sebebi mikrobiyal dental plak dediğimiz bakteri plağıdır ve bu plak binlerce zararlı bakteriyi barındırmaktadır. Bu noktada implant uygulancak hastanın periodontal hastalık geçmişi var ise ve hastalık tedavi edilmeden implant uygulamasına girilmiş ise bu implantaların  kaybedilme şansı çok yüksek olacaktır, çünkü ağızdaki bakteriyel ortam elimine edilmediği için bu ortam zamanla implantların çevre dokularına da zarar vermeye başlayacak ve bir süre sonra implant etrafındaki dişeti dokusunda daha sonrada implant etrafındaki kemik dokusunda harabiyet başlayacaktır.

Geç dönem implant başarısızlıkların bir bölümü aşırı okluzal yükleme sonucu ortaya çıkarken bir bölümü ise fonksiyonda olan implantın etrafındaki dokuları etkileyen iltihabi biyolojik komplikasyonlar nedeniyle görülmektedir. Çeşitli deneysel ve insan çalışmaları, geç dönem başarısızlıkların büyük bir bölümünü kapsayan peri-implant hastalıkların oluşumu ve gelişiminde mikrobiyal plağın önemli bir etyolojik faktör olduğunu göstermiştir. Bakteriyel kolonizasyonla oluşan iltihabi sürecin hemen hemen tümü yumuşak dokuda başlar Başlangıç dönemindeki bu enfeksiyona karşı gelişen konak cevabı olayı kontrol altına alamazsa implantın kemik yatağı etkilenmeye başlar.
Ağız boşluğunun mikrobiyal yükü ve patojen bakterilerin varlığı implant sağlığı için büyük bir risk taşır. İmplantlarm bakteriyel kontaminasyonunda ve mikroflorasının oluşmasında rezervuar olarak işlev gören periodontal cepler önemli bir yer tutar. İmplantlarm çevresindeki mikroflora ile periodontitis hikayesi olan parsiyel dişsiz ağızlardaki dişlerin mikroflorası, periodontal ceplerdeki periodontopa-tojenlerin implantlara ulaşmasıyla benzerdir. İmplantların ağız boşluğuna açılmasından 14-30 gün gibi kısa bir süre sonra periodontal patojenler implantlarm etrafında saptanabilmektedir. Periodontal probleme sahip parsiyel dişsiz hastalarda implantların uzun dönem iyi prognoza sahip olması halen tartışmalıdır. Periodontal dokuların sağlık durumu peri-implant dokuların sağlık durumunu etkilemektedir.

Periodontal hastalık nedeniyle diş kaybeden hastalarda peri-implantitis gelişme riskinin periodontal olarak sağlıklı bireylere göre 4-5 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Periodontal hastalık nedeniyle diş kaybı olan hastalarda implant tedavisinden önce enfeksiyon kontrolü amacıyla ümitsiz dişlerin çekimi, ağız hijyeninin sağlanması, diştaşı temizliği ve kök yüzeyi temizliği ve cerrahi işlemler yapılmalıdır Tedavi edilmemiş periodontal hastalık büyük bir risk faktörüdür ve peri-implant ve periodontal dokuların sağlığının korunması için düzenli bir idame programının uygulanması önem taşır. Bu yüzden yetersiz ağız hijyeni veya lokal enflamasyon varlığında implant tedavisinin uygulanmaması önerilmektedir.

Bir diğer önemli konuda ağız bakımıdır. Ağız bakımına özen göstermeyen kişilerde doğal diş kayıpları nasıl daha fazla ve erken olmaktaysa, implant kaybı da söz konusu olabilmektedir.
İmplantlar ile doğal dişler arasındaki benzerlik, implantları doğal diş gibi değerlendirmemize ve benimsememize daha çok yardımcı olacaktır.

İmplantların da doğal dişlerde olduğu gibi diş fırçaları ve diş iplikleri ile temizlenmesine ihtiyaç vardır. Aksi takdirde doğal dişlerdeki benzer olmsuzluklar, dişeti iltihapları  ve sonucunda da implant kayıpları söz kunusu olabilmektedir..


diş_eti_hastalıkları2.jpg
07/Kas/2013

Diş Eti Hastalıkları 1

dis_eti_hastaliklariBu ay blog yazımızı yine  diş eti hastalıkları ve çekilmesi üzerine yazmayı seçtim. Diş eti hastalıkları günümüzde sıkça karşımıza çıkan bir problemdir ve aslında yine bu hastalığın oluşmaması için çözümü genetik etkenlerin yanı sıra, kişinin kendisiyle de alakalıdır.

Diş Hassasiyeti Dentinin Açığa Çıkması Sonucu Oluşur.Diş hassasiyetine, diş minesinin altında bulunan ve “dentin” olarak adlandırılan dişin yumuşak kısmının aşamalı olarak açığa çıkması yol açar.Dentinde, sinir uçları içeren ve sıvı ile dolu küçük kanallar (tübüller) bulunur. Sıcak, soğuk veya tatlı, ekşi yiyecek veya içeceklerin tüketilmesi bu sıvının harekete geçmesine yol açar. Bu sıvı hareketi, sinir uçlarının reaksiyon göstermesine neden olarak ani bir rahatsızlığı veya kısa süreli ve keskin bir sızıyı tetikler.

Hassas dişlere yol açabilen en yaygın diş sorunlarından bazıları şunlardır:

Çok sık, çok şiddetli ve bastırarak veya sert kıl yapısına sahip bir diş fırçasıyla dişleri fırçalama gibi ağız bakım alışkanlıkları, sonuç olarak diş minesini aşındırabilir. Bu, ayrıca diş etinin geri çekilmesine yol açarak dentinin daha çok açılmasına ve korunmasız kalmasına neden olabilir.

Diş eti dokusu iltihaplandığında ve gingivitle (diş eti hastalığı) güçsüzleştiğinde, diş etiniz hassas hale gelebilir ve bunun sonucu, alttaki dentin kök yüzeyinin daha fazla kısmı korunmasız kaldığından diş hassasiyeti hissedebilirsiniz.

Uyurken dişlerinizi gıcırdatıyorsanız veya gün boyunca dişlerinizi sıkıyorsanız, mineyi aşındırıyor ve dişinizin altıntaki dentin tabakasını korunmasız bırakıyor olabilirsiniz.

Parafonksiyonel hareketler; kalem ısırma, diş sıkma, tırnak yemek gibi normal dışı hareketlerle diş eti çekilmesini tetikleyebilirler.

Anatomik faktörler de çelikmelerde etkilidir. Örneğin; diş eti dokusunda baskılara karşı koyan, yapışık diş eti mikrarının azlığı veya yanak ve dudakta ki frenumların uzunluğu da diş eti dokusunda çekilmelere yol açmaktadır.

Bunun dışında periodontal hastalık neticesinde oluşan diş eti çekilmeleri vardır.

 

Kötü yapılmış kuron köprü ve dolgular baskı yaratıp, plak birikim miktarını arttıracağı için uzun dönemde diş etinin çekilmesine sebep olabilir.

Diş eti çekilmelerinde ki tedavi protokolü, çekilme sebebine göre farklılık göstermektedir. Örneğin, anatomik faktörlerle ilgili bir diş eti çekilmesi bu faktörün elimine edilmesiyle engellenebilirken, periodontal hastalığa bağlı diş eti çekilmesini tedavi etmek mümkün olmamaktadır.

Diş eti çekilmeleri sebebiyle oluşan dentin hassasiyeti, dentinde ki tübünlerin tıkanması ile tedavi edilmelidir. Tübüller özel diş macunları, çeşitli vernikler veya lazer uygulamaları şeklinde ki yöntemlerle tıkanıp hassasiyet elimine edilebilir. Ancak bu yöntem ile sadece hassasiyet giderilmesi engellenmekte, diş eti çekilmesinin kapatılması mümkün olmamaktadır. Diş eti çekilmesi kapatılması hedeflendiğinde tedavi mutlaka sebebi elimine edecek şekilde cerrahi yöntem ile olmaktadır. Bu da diş eti dokusunun altında çeşitli biomateryaller koyma veya mevcut diş eti dokusunun eksik olan yere kaydırılması gibi yöntemlerle olmaktadır. Bu noktada mutlaka bir periodontalogdan yardım alınmalıdır.


diş_eti_hastalıkları1.jpg
25/Eyl/2013

Dişeti hastalıkları (Periodontal hastalıklar), her dört kişiden üçünü yaşamının bir döneminde etkileyerek dişlerin kaybına yol açar. Dişeti hastalığı erken teşhis edilirse başarılı bir şekilde tedavi edilir.

Dişeti hastalıklarının tedavisi ve korunma sağlığımız açısından çok önemlidir. Doğal dişlerinizi koruduğunuz sürece gıdaları daha rahat çiğneyebilir ve daha iyi sindirilmesini sağlayabilirsiniz. İyi bir görünüm ve kendinizi iyi hissetmek için, doğal ağız ve diş yapınıza özen göstermelisiniz.

Dişeti hastalığı nedir?

Dişin etrafındaki destek dokularını ve dişetlerini etkileyen hastalıklara dişeti hastalıkları adı verilir. Dişeti hastalıkların ilk safhası olan gingivitis de dişetleri kızarır, şişer ve kolayca kanar. Hastalığın bu dönemi fazla sıkıntılı olmamaktadır, fakat gerekli tedavi yapılmadığı takdirde, dişleri çevreleyen kemik dokusunda geri dönüşü olamayan kayıplar ortaya çıkar ve periodontitis dediğimiz basit dişeti iltihabının çene kemiğine yayıldığı bir durum olan hadise gelişebilir. Periodontitis dişeti hastalığının ilerlemiş safhasıdır. Dişlerin ağız içinde durmasını sağlayan kemik ve destek dokular harap olur. Dişlerin etrafındaki kemik kaybı ile cep adı verilen boşluklar oluşur. Hastalık ilerledikçe dişler sallanmaya başlar ve sonuçta dişin çekilmesi gündeme gelir.

Hastalığın sebepleri nelerdir?

Hastalığın birinci sebebi, yediğimiz besinlerin etkili temizleme yapılmaması sonucunda dişlerin yüzeylerinin ve aralarında birikmesiyle oluşan mikrobiyal dental plaktır. Bu plak içerisinde birçok çeşit ve sayıda mikroorganizma barınmaktadır. Bu mikroorganizmaların ürettikleri zararlı maddeler diş eti hastalıklarına sebep olmaktadır. Mikrobiyal dental plak başlangıçta yumuşaktır, diş fırçası ve diş ipi kullanımıyla rahatlıkla dişler üzerinde uzaklaştırılabilir. Ancak uzaklaştırılamadığı takdirde plak sertleşir ve tükürükle birleşerek diş taşı oluşur. Diş taşı pürüzlü bir alan yarattığından plak birikimini arttırmaktadır.

Hastalık nasıl teşhis edilir?

Hastalık hekim tarafından yapılan ağız içi ve radyografik muayene ile teşhis edilmektedir.

Dişeti Hastalığı Oluştuğunu Nasıl Anlarım?

Dişeti hastalığı, her yaşta, fakat genellikle yetişkinlerde ortaya çıkar. Erken teşhis edildiği takdirde dişeti hastalığı önlenebilir, bu yüzden aşağıdaki semptomlardan birini fark ettiğinizde diş hekiminize gitmeniz faydanıza olacaktır:

  • Fırçalama yaparken ve ya durduk yere ağızdan kan gelmesi
  • Diş eti renginin pembe renkten kırmızı hatta mora doğru değişikliğe uğraması
  • Diş etlerinin şişmesi
  • Ağız kokusu
  • Dişlerin arasına yemek sıkışma hissiyatı
  • Diş taşı birikimde artma olması
  • Diş etlerinde kaşınma
  • Diş etlerinde çekilme
  • Dişlerin aralanması, yer değiştirmesi, sallanması…
  • Sürekli ağzınızda kötü tat

Dişeti hastalığının aşamaları nelerdir?

  • Gingivitis (Dişeti İltihabı): Dişeti hastalığının en erken aşamasıdır, dişeti çizgisinde plak birimi sonucunda oluşan dişeti iltihabıdır. Diş ipi kullanılmadığı ve dişler her gün fırçalanmadığı takdirde, yiyecek artıkları birikir ve bakteriyel bir ortam meydana gelir. Bu bakteriler dişeti dokusunu tahriş eden toksinler üreterek dişeti iltihabına neden olabilir. Fırçalama ve diş ipi kullanılması esnasında dişetleri kanayabilir. Dişetinin sağlıklı görünümü bozulabilir. Dişeti hastalığının bu ilk aşamasında hasar önlenebilir, çünkü dişi tutan kemik ve bağlı dokuları henüz etkilenmemiştir. Bu safhada önlem alınması ve hekime danışılması çok çok önemlidir.
  • Periodontitis: Bu aşamada, dişleri tutan destek kemik ve kemiğe yapışan ve dişeti dokusunun bütünlüğünü sağlayan lifler geri döndürülemez bir biçimde hasar görmüştür. Dişeti çizgisinin altında, gıda ve plakları hapseden bir cep oluşmaya başlayabilir. Bu durum bir kısır döngüyü beraberinde getirmektedir. Artık dişerin fırçalanması ve diş ipi kullanılması da temizliği bir yere kadar başarılı kılabilmektedir. Oluşan cep’in tabanına ulaşmak mümkün olamamaktadır. Bu nokta da mutlaka profesyonel bir yardım gerekmektedir. Vakit kaybetmeden diş hekimine muayene olmak pek çok olumsuz durumdan bizi korur.  Biz bu durumu ihmal edip yok saydığımız takdirde, hastalığın ilerlemesi devam eder ve son dişleri destekleyen lifler ve kemik hasar görerek, dişlerin sallanmasına, uzamasına ve ayrılmasına neden olabilir.

Dişeti Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

Dişeti hastalığının erken aşamaları, doğru bir şekilde diş fırçalama ve diş ipi kullanımı ile önlenebilir. İyi bir ağız bakımı, plakların birikmesini önlemeye yardımcı olur. Diş hekiminiz tarafından yapılacak profesyonel temizlik, biriken ve sertleşerek tartar haline gelen plakları çıkarmanın tek yoludur. Diş hekiminiz, dişetinin üzerinde ki ve altındaki tartarı yok etmek için dişlerinizi temizleyecektir ve size bu seansta ağız hijyeninin önemini vurgulayacak ve olması gereken temizlik şeklini öğretecektir.  Durum daha ciddi ise kök yüzeyi düzeltme işlemi yapılabilir. Kök yüzeyi düzeltme, diş köklerindeki düzensizlikleri düzleştirmeye ve burada plak birikimini azaltmaya yarar. Böylelikle dişeti dokusu da sağlıklı bir kök yüzeyine yapışacaktır. Başlangıç periopdontal tedavi denilen bu tedavi şekli hastalığın başlangıç safhalarında bir tedavi yöntemi olacağı gibi ilerleyen evrelerde operasyona hazırlık amacıyla yapılabilir.İlerlemiş safhalarda dişeti hastalığının tedavisi dişlerin etrafını çevreleyen yumuşak (dişeti) ve sert dokuların (kemik) ve bu dokulara ait yıkımların durdurulması ve düzeltilmesini amaçlar. Bu hastalığın tipine ve şiddetine göre farklılık göstermektedir. Hastalığın sadece dişeti ile sınırlı olduğu vakalarda dişeti cebini elimine etmek amaç olurken, çene kemiğinin etkilendiği durumlarda bu tedavi şekline kemiği de ilave etmek doğru olacaktır, kemik düzeltilecektir ve gerekli olduğu takdirde kemik grefti veya memranlardan faydalanılmaktadır.

Erken safhada ki dişeti hastalığı, düzenli diş muayenesiyle ilerlemeden tedavi edilebilir. Durumunuz daha da ilerlemişse, diş hekimi muayenehanesinde tedavi gerekecektir.

Tedavi sonucunda dişlerim iyileşecek mi? Dişlerimi ne kadar kullanacağım?

Tedavi sonrasında dişetleri kanamasız açık pembe renkli ve sert kıvamlı yapoısını kazanmaktadır. Ancak; hastalık şiddetli ve kemik yıkımı çok olmuşsa dişlerin boylarında uzama ve dişler arasında aralanma meydana gelebilir bu durumda tedavi başarı ile sonuçlanmıştır, kemik dokusu sağlamdır ancak görünüm etkilenmiştir. Bazı durumlarda da elimizde ki tüm imkanlara rağmen kemik dokusu tamir olamayacak düzeydedir, bu gibi durumlarda diş çekimi tedavi planına dahil edilir. Tadevi sonunda kişiler doğal dişlerini uzun süre ağızda tutarlar. Ancak unutulmamalıdır ki tedaviden sonra ki bu süre tedaviden çok kişinin özenli ve titiz bakımı ile ilgilidir.

Atlanmaması gereken çok önemli bir konu daha var ki; tedavinin başarısı hekime bağlı olduğu kadar, kişinin kendisine de bağlıdır. Bu da ancak iyi bir ev bakımı ve düzenli diş hekimi kontrollerine gitmekle olmaktadır.

 Diş ve diş eti sağlığınız sizin yönetiminizdedir…


diş_perisi.jpg
22/Ağu/2013

DrdeniznoyunDişler günde kaç kez bir fırçalanmalıdır?

İdealde üç kez denilse de, sabah ve özellikle akşam yatmadan önce vakit ayırarak yapılan bir ağız temizliği yeterlidir.

Bu ağız temizliği neleri kapsar?

Sadece fırçalama ile dişlerimizin ön, arka ve çiğneyici yüzeylerini temizleriz. Oysa dişlerin bir de ara yüzeyleri vardır. Ve asında yiyecek artıkları ara yüzeylerde çok daha fazla toplanmaktadır. Bu ara yüzeylerin mutlaka, bir ip veya ara fırça yardımıyla temizlenmesi gerekir. Aynı zamanda ağız tabanımızda bulunan bakterilerinde bir gargara yardımı ile dengelenmesi uygundur.

Manüel fırça ile elektrikli fırça arasında birbirleri üstünlükleri var mıdır?

Elektrikli diş fırçaları, manüel bir fırçadan daha bir üstün temizlik sağlamaz desek bile son yapılan çalışmalarda yeni nesil elektrikli diş fırçalarının plak temizlemede daha etkin olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda engelli kişilerde, yaşlılarda, ortodonti braketi olan, fırçalama süresini ayarlayamayan, kişilerde avantaj sağlayabilir.

En iyi fırçalama tekniği hangisidir?

  •   Fırça yer düzlemi ile 45 derecelik açı yapacak şekilde dişler üzerine oturtulur.
  •   Dişetinden diş yüzeyine doğru yuvarlak ve dairesel hareketlerle her bir diş 10 defa olacak şekilde fırçalanır.
  •   Daha sonra bir diş boyu kaydırılarak tüm ağza dişlerin iç ve çiğneyici yüzeylerini de kapsayacak şekilde uygulanır

Fırça kılı sert mi yoksa yumuşak mı olmalıdır?

Genelde dış yüzeylerine erişim sağlamak için, fırça başı küçük olmalıdır. Fırça sapı uzun ve kalın, yumuşak ve yuvarlak sonlanan kıllar önerilmekte, medium ve sert kıllar kesinlikle önerilmemektir.

Fırçalama süresi ne kadar olmalıdır?

Önerilen süre 3-4 dakikadır. EGG- timer- kum saati zamanlama kontrolü için ideal olabilir.

Diş ipi kullanılmalı mıdır? Nasıl?

Ellerimize dolayabileceğimiz uzunlukta diş ipi koparmalı, iki diş arasında dişeti ile birleşiminden 0.5 mm içeriye girecek şekilde diş yüzeyinden aşağı doğru hareket ettirilmeli ve her bir diş yüzeyi bu şekilde temizlenmelidir. Dişeti operasyonu geçirmiş ve dişler arası boşluğu fazla olan kişiler ip + ara yüz fırçası kullanmalıdır.

Diş fırçamı ne kadar sıklıkta değiştirmeliyim?

  • Fırça kılları açılıp dağılmaya başladığı an…
  • Her üç aylık periyotta…
  • Enfeksiyona bağlı hastalık geçirildiğinde, hemen fırça değiştirilmelidir.

KILLARI ESKİMİŞ FIRÇA SAĞLIĞIMIZ İÇİN ASLA ETKİN DEĞİLDİR !

Ne kadar sıklıkta diş ipi kullan malıyım?

Günde en az bir kere. Diş ipi kullanımı 2-3 dakikadan az kesinlikle olmamalıdır.

Kürdan kullanımı güvenli midir?

Besinler diş eti arasına sıkıştığı acil durumlarda, yiyeceği iki diş arasından kurtarmak yararlı  için olabilir ya da kullanılabilinir. Ancak günlük kullanımda mutlaka diş ipi kullanılmalıdır.

Ağız duşu yararlı mıdır?

Ağız duşu asla diş fırçası veya diş ipi yerine kullanılmalıdır. Ancak ortodontik braketler ve diş fırçasının ulaşamadığı yerlerde kullanımı uygun olacaktır. Unutulmamalıdır ki ağız duşu plağı tam olarak kaldırmaz.

Gargara neye göre seçilmelidir?

Günlük kullanım, ağız kuruluğu, florur ihtiyacı, alkol olup olmaması, anti bakteriyel kapasitesi, ağrı kesici etkinliği önemlidir. Tüm bunlar hekim önerisinde seçilmelidir.

Kullanımı nasıl olmalıdır?

Gargara yaklaşık 30 saniye ağızda tutularak çalkalanmalıdır. Takiben, 10-15 dakika içinde hiç bir şey yenmemeli, sigara kesinlikle içilmemelidir.

   Dr. Dt. Deniz Noyun


genetik_bursa.jpg
01/Tem/2013

Genetics-Based Risk Assessment Brings Personalized Preventive Care To Dentistry / Genetik Tabanlı Risk Değerlendirmesi Diş Hekimliği için Kişiselleştirilmiş Koruyucu Bakım getirir.

Interleukin Genetics, Inc. (OTCQB: ILIU) have announced the online publication of the research study “Patient Stratification for Preventive Dental Care” in Journal of Dental Research. The study provides new insights into the prevention of periodontitis (gum disease) and the opportunity for significant advancement in the delivery of personalized, preventive dental care. Periodontitis affects 47 percent of the adult population.

Kaynak








DENTPLUS ÇEKİRGE


Zübeyde Hanım Cad. Halil Ayan
        Apt. K : 1 D:1 Çekirge / BURSA
        (Konur hastanesi Karşısı)


info@dentplus.com.tr

0 (224) 222 59 58 – 89

DENTPLUS GEÇİT


Ahmet Yesevi Mah. Piknik Cad.
        Hasat Sk. Üründül Plaza K:1 Kapı No : 2
        No: 11 – 12 Nilüfer / BURSA


info@dentplus.com.tr

(0224) 404 00 87